Neden yazIyorum

Genel olarak biz vatandaşların toplumsal hayatımızda olup bitenlerle ilgili olarak sesimizi fazla duyuramadığımıza inanıyorum.

Her şeyden önce bu konuda teşvik edilmekten çok kösteklendiğimizi düşünüyorum. Hangi neden için olursa olsun, insanlarımız ne zaman bir araya gelip seslerini duyurmaya çalışsalar, çoğunlukla coplanmayı da göze almak zorunda kalıyorlar.

Bir açık hava toplantısının olay çıkmaksızın gerçekleşip dağılması, hala vermek istediği mesajdan daha büyük haber değeri taşıyor. İnsanların bir araya gelip kavga etmeden ve özellikle emniyet güçleri tarafından müdahale görmeden dağılmaları bizi hala şaşırtabiliyor.

Eğer söz konusu yabancı bir konuksa, zaten vatandaşın değil fikrini belirtmesi, normal hayatını sürdürmesi bile nerdeyse imkansız hale geliyor. Neden? Çünkü hiç kaale alınmıyoruz da ondan.

Sesimizi yeterince gür çıkarmayı beceremediğimizden, dikkate alınması gereken faktör olarak biz vatandaşlar yokuz. Aramızdan çıkan bir avuç cesaretlilerinin de nasıl yerlerde sürüklendiği genelde akşam haberlerinde ibretle ve içimiz sızlayarak izliyoruz.

Aynı şekilde devlet büyüklerimizin katıldığı herhangi bir toplantıda sesini çıkartmaya cüret eden vatandaşların da başına neler geldiğini çok iyi biliyoruz.

Galiba bu güzelim ülkemizde bizlere biçilen görev her şeyden önce bol bol dinlemek, ama asla sesimizi çıkartmamak. Biz vatandaşları kimse dinlemek istemiyor. Oysa bizim söyleyeceğimiz çok şey var.

Onun için ben kendi adıma sade bir vatandaş olarak duygu ve düşüncelerimi dile getirmek ve diğer vatandaşlarla paylaşmak için bu blog'u oluşturmaya karar verdim. Umarım böyle yaparak toplumun çeşitli kesimleri arasında köprü kurmak için bir adım atmış olurum.

ne zamandIr yazIyorum

Düzenli olarak yazma serüvenim 2006 yılında başladı. Emre Kongar ile Mehmet Barlas'ın “Yorum farkı” adlı tartışma programı henüz yeni yayın hayatına girmişti. Amerikalı askerlerin Irak'ta, Ebu Gureyb'de çektikleri o meşhur işkence resimleri “Der Spiegel”de kapak konusu olmuştu.

Yapılanlar doğru ve detaylı olarak verilmekle birlikte, hala Irak'a demokrasi getirme masalı makalede satır aralarında işleniyordu. Ben de dergiye aynı fikirde olmadığımı gösteren "Özgürlük adına işkence" adlı kısa bir okuyucu mektubu yolladım . Konuyu çokça ele aldıklarından mektubumu Kongar ile Barlas'la da paylaşmaya karar verdim. Sağ olsun, Emre Bey hemen küçük bir teşekkür ve tebrik mesajı yolladı.

Bunun üzerine uzunca bir süre “Sayın Kongar ve Sayın Barlas” adı altında hem tartıştıkları konular, hem de benim sade vatandaş olarak gözlemlerim hakkında yazmaya başladım. Yorumlarımı yakın çevrem ile farklı gazetelerdeki köşe yazarlarına da yolladım. Halka gittikçe büyüdü ve ben de gittikçe daha düzenli aralıklarla yazıyor buldum kendimi.

logoŞubat 2008'de “Yorum farkı” programı yayından kalkınca, Kongar ve Barlas'a "Dağlardaki ölü oğullar" adlı yazıyla veda ederek, yorumlarıma “Sade vatandaş olarak…” devam etmeye karar verdim ve ve blog'umun adı da böyle oluştu.

Neler yazIyorum

Öncellikle bu ülkenin vatandaşı olarak hissettiklerimi ve düşündüklerimi yazıyorum. Genelde güncel konularda yazmayı seviyorum, bu yazılarımı Yorumlar adlı bölümde bulabilirsiniz.

Özel olarak ise “Der Spiegel”e, bizi ilgilendiren konular işlendiğinde, okuyucu mektupları yolluyorum. Dergiyi öğrencilik yıllarımdan beri, aralıklarla da olsa takip ediyorum ve genel olarak mantıklarını biliyorum. Ülkemizle ilgili her konuda birçok önyargı mevcut, ben kendi açımdan ulaşabildiğim ve kendimi ifade edebildiğim bir alanda küçük de olsa bir katkıda bulunmaya çalışıyorum. Bu yazılarımı da Mektuplar adı altında topladım.

Bazen dergide çıkan bir makalenin çevirisini yapıyorum; çok farklı konuları herkesin anlayabileceği akıcı bir dille işliyorlar. Gelişmiş ülkelerin nelerle uğraştığını görmek bazen çok ilgi çekici olabiliyor. Aralarında Türkiye ile ilgili yazılmış makaleler de var. Tüm bunlarıÇeviriler adlı bölümde okuyabilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Muhafazakâr Sanat Olabilir mi? / 18.05.2012

logo Mademki tiyatrolar temelinde sanatı tartışıyoruz, o zaman son zamanlarda daha sık dile getirilen “"muhafazakâr sanat"” kavramını da ele almak gerekir diye düşünüyorum ..devam

Fırtınanın Ortasında Uçağı Kaldırmak / 11.05.2012

logo Belki okur üst üste iki spor yazısını yadırgayabilir, ama yarın o nefes kesen final bizi beklerken başka bir şey yazmak gelmedi içimden doğrusu. Ayrıca bol hakaretli ve beddualı gündemi ..devam

Futbol, Futbol Olmaktan Çıkınca.. / 08.05.2012

logo Pazar akşamı Fenerbahçe Trabzonspor'un en hafif deyimiyle “olaylı” geçen maçı sonrasında yine twitter'de adeta yer yerinden oynarken, hemcinslerimin araya sıkışan “22 adamın bir ..devam

Ziyaretçi Sayısı